Bebekle Yurtdışı Tatili


Çift olarak yurtdışı gezilerinin bedenen çok yorduğunu ama zihnen de bir o kadar dinlendirdiğini düşünüyoruz. Farklı yerler,insanlar,kültürler tanımayı seviyoruz. Bebekle bunu yapmaya devam edebilir miyiz acaba diye düşünürken; bunun eski gezilerimize benzemeyeceğini, biraz daha zor olacağını kabul edip hepimize iyi geleceğine karar vererek planlarımızı yapmaya başladık.

Öncelikle bebekle keşfetmeye uygun,daha sakin,metropol olmayan bir şehir seçelim dedik. Bundan 2 yıl önce eşimle birlikte kendi aracımızla Yunanistan dan başlayıp Balkanları gezip Bulgaristan da son bulan bir gezi planımız vardı. Gezimizi yaptık yapmasına ama tam Belgrad’a geldiğimizde geriye dönmemiz gerektiği haberini aldık ve gezimiz orada son buldu. Hem rotamızın eksik kalan noktalarından birini tamamlamak, hem Sırbistan vize istemediğinden vize işlemleriyle uğraşmamak hem de Belgrad çocuk dostu şehirler arasında yer aldığından buraya gitmeye karar verdik. Siz de bebek dostu şehirleri araştırıp kararınızı ona göre verebilirsiniz. Ama Belgrad’ın bebekle gezmek için gerçekten uygun bir şehir olduğunu eklemeliyim.

Tatilimizi planlarken önceliğimiz hep Gönenç oldu. Aslında 2-3 günün fazlasıyla yeteceğini bildiğimiz halde 5 gün olarak planımızı yaptık. Yani iki kişi 2-3 günde gezeriz diye düşündüğünüz bir yer için en az 1-2 gün daha ekleyerek plan yapmanızda fayda var.

Normalde mutfak gibi bir kıstasımız olmamasına rağmen otel seçimimizi de mutfağı olan bir otelden yana kullandık ki Gönenç için az da olsa yemek pişirme imkanımız olsun. Yorumlara bakarak temizliği iyi, merkeze yakın ve olmazsa olmazımız olarak Sigara içilmeyen odası olan bir otel tercih ettik.

Aslında bizi yurtdışı tatili kadar Gönençle daha önce hiç uçak yolculuğu yapmamış olmamız ve neyle karşılaşacağımızı bilmememiz korkutuyordu. Uçakta oyalanması için yanımıza onun seveceğini düşündüğümüz ama daha önce hiç görmediği minik oyuncaklar,kitaplar ve sevdiği atıştırmalıklardan aldık ve hepsi gerçekten çok işimize yaradı. İniş ve kalkışta da emince uçak yolculuğumuzu olaysız tamamlamış olduk. Uçaktan güle oynaya inip pasaport kontrolü için beklemeye başladığımızda bizimki uykusuzluğun da etkisiyle ortalığı inletmeye başladı. Diğer yolcuların ve görevlilerin anlayışlı davranıp bizi en öne almalarıyla birlikte işlemlerimizi hemen tamamlayıp bizi neyin beklediğinden habersiz valizlerimizi almaya gittik.

Gittik ama bekliyoruz bekliyoruz Gönenç’in bütün eşyalarını içine koyduğumuz valiz gelmiyor. Neredeyse 1 saat olabilecek her yere bakıp her yere sorup bir iz bulamayınca kayıp formu doldurup bulduğumuz ilk taksiyle otelimize geldik. Orada da asansörün çalışmadığı gerçeğiyle yüzleştik. Böylesi aksiliklerle başlayan tatilimizin böyle devam etmemesi için dua edip yatıp uyuduk. Odamızda beşik olmadığından Gönenç en sevdiği şekilde uyudu ikimizin arasında 🙂 Beşik olmaması bizim için problem değildi ama sizin için önemliyse rezervasyon aşamasında oteliniz için irtibata geçerek bunu mutlaka sorun.

Ertesi gün valizimizden haber alamayınca ilk iş en yakın AVM ye gittik. Hatta Ankara gibi bir AVM cennetinden gelip burada gittiğimiz ilk yerin AVM olması saçmalığına güldük. Neyse ki alışık olduğumuz bütün mağazalar (zara,mango,c&a,H&M hatta LCWaikiki, koton..) ve çok güzel bebek/çocuk mağazaları vardı da zorlanmadık. Tek sıkıntı yıkamadan ve tabi ki ütüleme den giydirmek zorunda kalmış olduk.

Yeme içme konusuna gelecek olursak kaldığımız otelin kahvaltısı standart bir Avrupa oteli kahvaltısıydı. Bazı sabahlar omlet,bazı sabahlar yulaf ezmesi,bazı sabahlar ise peynir ekmek yedi. Ama her sabah istisnasız bir meyveyi mideye indirdi. Ben gitmeden yanımıza küçük bir tencere, kaşık,tarhana,bulgur,irmik,yulaf,tahin pekmez,ceviz gibi yükte hafif şeyler almıştım ve iyi ki bizim valizimize koymuşum. Her sabah çıkmadan pratik bir şekilde tarhana,irmikli yulaf,bulgur pilavı yaptım. Marketten organik haşlanmış nohut,sebze falan da aldım onları da beslenmesine ekledim. Onun dışında onların yoğurt dediği bizim ayrandan biraz daha koyu kıvamlı ürünlerine gönenç tek kelimeyle bayıldı.

Tam buğdaydan hazırlanmış ekmekleri,akşamları ızgara somonla çok güzel idare ettik. Yani biraz ön hazırlıkla ne yedireceğim derdini ortadan kaldırmanız mümkün. Ben yurtdışında suları pek sevmem ama Belgrad da satılan sular alışık olduğumuz tatta olunca gönenç de sıkıntı çekmedi, kana kana içti. Biz yemek yerken de ekmek,pizza kenarı,haşlanmış sebze,yanıma aldığım ona uygun krakerlerle oyalandı. Bir de eğer kullanıyorsanız marketlerde bir çok organik ve temiz içerikli sebze püresi,meyve püresi gibi kavanoz mamaları da bulmanız mümkün.

Günlük gezi planlarımızı da onun uyku saatlerine göre yaptık. Uyuduğu saatlerde genelde gitmek istediğimiz bir mekana giderek keyif yapmayı tercih ettik. Aslında ilk düşüncemiz müzeleri gezmek yönündeydi ama onun uyuduğu o kısa sürelerin yetmeyeceğine ve uyurken merdiven indirip çıkarmak gibi şeyler yapamayacağımızdan vazgeçtik. Dolayısıyla müze gibi tarihi yerler biraz eksik kalmış oldu.

Belgrad da o kadar çok park var ki.. öylesine mahalle aralarına yapılmış parkları bile çok büyük,yemyeşil,bol ağaçlı ve bakımlı. Hal böyle olunca Gönenç de tatilin tadını sonuna kadar çıkarmış oldu. Hem gezdi dolaştı hem enerjisini attı. Sonuçta o mutlu biz mutlu güne devam ettik. Gideceğiniz şehirde büyük parkları ve dolaşacağınız mekanların çevresindeki parkları araştırmanız hem sizin için hem bebeğiniz için iyi olacaktır.

Bir de hayvanat bahçesi var biz burayı son günümüze bıraktık. Burası da oldukça bakımlı ve ilgi çekici. Eğer başka bir planınız yoksa görülebilir. Gönenç fazlasıyla sevdi ve çıkar çıkmaz uyuyup bize otel Moskova da kahve içip tatlı yeme fırsatı tanıdı.

Bir gün de Ada Ciganlija ya giderek vakit geçirelim dedik. Bu ada da tam bir spor cenneti. Her türlü sporu yapabiliyor,nehirde yüze biliyorsunuz. Oldukça yeşil ve güzel. Su görünce bizimki dayanamadı. Ayaklarını sokunca da çıkartmamız resmen olay oldu. Fazlasıyla taşlı ama suyu oldukça temiz. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayıp miniğiniz suyun tadını çıkarırken siz de ayaklarınızı suya sokarak kahvenizi yudumlayın.

Aslında bir sürü aksilik yaşadık. Bir gün ben telefonumu kaybettim neyse ki kısa süre içinde bulduk. Derken Gönenç’in ayakkabılarını takside unuttuğumuzu fark ettik. Zaten ayakları biraz tombulca olduğundan çok zor ayakkabı buluyoruz bir de oralarda ayakkabı aradık. Ama onu da bulduk. Böyle böyle küçük aksilikler, bazen ağlama krizleri, bazen uykuya direnç gibi şeyler yaşadık ama hepsini atlatıp tatilin tadını çıkarmaya çalıştık. Zaten daha en başında yaşadığımız talihsizlikleri hiç saymıyorum bile… Yani bebekle tatil mümkün. Bebekle yurtdışı tatili de mümkün ama tek kural var o da bebeksiz hayatınızdaki tatiller gibi geçmesini beklememek. Patronun o olduğunu unutmayıp sürekli bu doğrultuda hareket etmek.

Dip Not: merak edenler için valizimiz biz Belgrad’ dan döndükten neredeyse 1 ay sonra bulundu ve adresimize gönderildi. İşin asıl ilginç yanı ise günlerce arayıp bulamadıkları valizin en başından beri Belgrad da olması.


Cevap Gönder

E-posta adresiniz yorumunuzda yayınlanmayacaktır.